SanalEv Blogu Açtınız mı?
Kendinize hemen ücretsiz blog açın
site ekle
site ekle
Webmaster Sitesi Forumu
Sorun Biz Cevaplayalım!
Herşey Burada...Hepsi Bir Noktada

Blog Açıklamam

burda tüm ödevleri,derslerin konu anlatımlarını,performans proje konularını a'dan z'ye bulabilirsiniz


«  Ocak 2012  »
PazSalÇarPerCumCumPaz
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

Bağlantılarım

* Anasayfa
* Profil Sayfam
* Weblog Arşiv Sayfalarım
* SanalEv Arkadaşlarım

SİNDİRİM SİSTEMİ

 

Sindirim ile ilgili organların bütününe verilen ad. Sindirim sistemi, ağız boşluğundan başlayarak kalın barsağın alt ucundaki delikte (anus) son bulur. Uzun ve devamlı bir boru biçimindedir. Bu borunun dışında, sindirim sistemi ile ilgili bezler ve dişler yer alır.

Sindirim borusu içinde şu parçalar bulunur: 1 - Ağız boşluğu, 2 - Yutak, 3 - Yemek borusu, 4 - Mide, 5 - İnce barsak, 6 - Kalın barsak. Sindirim borusuna ilişik olarak ağızda dişler le, salgısını ağız boşluğuna döken tükrük bezleri, salgısını ince barsağa döken karaciğer le pankreas vardır. Bu arada, kanla ilgili bir organ olmakla beraber dalak da sindirim sistemi organları arasında yer alır.

Sindirim borusunun yukarı bölümü, diyafragmanın üstünde, daha uzun olan alt bölümü ise diyafragma altında karın ve leğen boşluğu içindedir.

Ağız boşluğu: Sindirim borusunun ağızdan sonra gelen ilk parçasıdır. Boşluğun içinde bulunan dil ve dişler aracılığı ile çiğneme işi olur ve besinler, buradan yutağa gönderilir

Yutak, sindirim borusunun ağızdan sonra gelen ikinci parçasıdır. 13 - 14 santimetre uzunluğunda bir borudur. Ağız boşluğu ile birleştiği gibi, altta yemek borusu ile devam eder.Yemek borusu, sindirim borusunun üçüncü parçasıdır. Yutaktan sonra gelir. Yutaktan daha dar ve uzunluğu 25 santimetre kadardır. Bunun peristaltik hareketleri ile, ağızdan ve yutaktan gelen besinler, mideye kadar inerler.

Mide, sindirim borusunun yemek borusu ile ince bağırsaklar arasındaki şişkin parçasıdır.Yemek borusuna açılan bir kapısı ile (kardia), ince barsakla birleşen ve (pilor) denen bir kapısı vardır.


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

UNESCO

 

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ya da UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization), Birleşmiş Milletler'in özel bir kurumu olarak, II. Dünya Savaşı'ndan sonra, 1946 yılında kurulmuştur.

Bu kurumun yasası 1945 yılı Kasım ayında Londra'da 44 ülkenin temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmiştir. Türkiye, bu yasayı imzalayan ilk yirmi devlet arasında yer almaktadır (UNESCO Sözleşmesi, Tü rkiye'de 20 Mayıs 1946 tarihli ve 4895 sayılı kanunla onanmıştır).

Merkezi Paris'te bulunan ve Genel Konferans, Yürütme Konseyi, Sekreterlik olmak üzere üç organı olan UNESCO eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki amaçlarını, kendisine üye olan her devlette kurulan Milli Komisyonlar aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır.


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

vitaminler

 

Vitaminler, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir. Vitamin Latince yaşam anlamına gelen “vita” sözcüğünden kaynaklanır. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak iki gruba ayrılır .

YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLER : A, D, E ve K vitaminleridir .

SUDA ERİYEN VİTAMİNLER : B grubu vitaminler ile C vitaminidir .

ÖNEMİ

A vitamini Enfeksiyonlara karşı direnci arttırır normal büyüme, üreme, kemik ve diş gelişimi, görme için gereklidir. Cildin tırnakların ve saçların sağlıklı kalmasını sağlar. Diş ve dişetleri için büyük önem taşır .

Kayısı,kuşkonmaz,maydanoz,ıspanak, havuç,kereviz, marul, portakal, erik, domates

D vitamini İnce bağırsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar .

Balık yağı, balık, yumurta, tereyağı, karaciğer, et, sebzeler, güneş

E vitamini Antioksidan etkilidir. Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor Yaşlı kişilerde bağışıklık sistemini güçlendirir. Hücrelerin daha uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar .


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

mineraller

 

Mineraller

Mineral doğal şekilde oluşan homojen, belirli kimyasal bileşime sahip ve belirli bir kristal öz yapıları olan inorganik kristalleşmiş katı bir cisimdir. Buna göre minerallerin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Doğal olarak oluşur.

2. Herhangi bir parçası bütününün özelliklerini taşır.

3. Belirli bir kimyasal formülü vardır.

4. Katı halde olup nadiren sıvıdır.

5. İnorganiktir. (yani doğada bulunur)

Mineralojinin oluşan maddeleri ihtiva ettiği için bu bakımdan sınırlandırılmıştır. Teknolojinin ilerlemesiyle a sentetik olarak elde edilen kimyasal bileşikler mineral sayılmazlar. Bu yapay bileşikler halindeki katı maddelere doğada tabii halde rastlanmaz. Dolayısıyla da doğal şartlarda oluşturulamazlar. Bu tür katı maddelere "yapay mineraller" adı verilebilir. Bu tür yapay mineraller de, tabii minerallerde olduğu gibi benzer kristal iç yapılarına sahiptir.

Minerallerin doğada veya deneysel olarak yapılan incelemelerde de gözlendiği gibi, oluşum şartları bunların belirli fizikokimyasal şartlarda (belirli sıcaklık ve basınç altında ve ortamın kimyasal durumu gibi) oluşurlar. Buradan mineralojinin bir amacının da minerallerin oluşturduğu yerkabuğunun kimyasal ve fiziksel yapısının öğrenilmesi, yerkabuğunun tarihinin bilinmesi ve yeraltı kaynaklarından yararlanılması olduğunu anlıyoruz.

Mineraller belirli bir kimyasal bileşime sahiptirler. O halde her mineral bir kimyasal formül ile ifade edilir. Minerallerin kimyasal formülleri genellikle sabittir. Ancak belirli sınırlar içinde belirli kaidelerle değişebilir. Çok ender olarak saf elementler (altın, gümüş, bakır vs) şeklinde oluşan mineraller, yerkabuğunda meydana gelen doğal fizikokimyasal olayların ürünleridir.

Minerallerin bir diğer özelliği de inorganik oluşudur. Yerkabuğunda bulunan petrol, kömür, fosil ve reçine gibi maddeler mineralojinin kapsamına girmez. Ancak nadir de olsa organik mineraller de vardır. Mesela "kehribar" gibi.

Minerallerin katı olmaları düzenli bir atomsal iç yapıya sahip olduklarını gösterir. Mineral kristallerinin dış yapıları incelendiğinde düzgün geometrik dış şekilli oldukları görülür. Yine aynı şekilde iç yapılarının da düzgün olduğu görülür. Minerallerin "cıva" gibi sıvı olan tipleri de vardır.

Mineraller homojen bir yapıya sahiptirler. Alınan bir mineral örneğinin her tarafı aynı mineralden ibaret olmalıdır. Ancak her mineralde az veya çok yabancı mineral varlığı bulunmaktadır. Yabancı madde oranının çokluğu, mineralin özelliklerini değiştirir. Esasta; gözle görülebilen boyutta homojen olması basit tanımlama için yeterlidir.Verilebilecek en iyi mineral örneklerinden bazıları:Kuvars,Gümüş,Mika, Selenit,Galen,Demir,Yakut,Elmas tır.

İnorganik maddelerdir. Sindirilmeden direk olarak kana alınırlar. Enzimlerin yapısına katılırlar. Vitaminler birlikte düzenleştirici olarak görev yaparlar. Vücudumuzda CI, P, S ve N elementlerinin asit bileşikleriyle Na, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve Cu metallerinin baz özelliğindeki bileşiklerine rastlanmaktadır.

Organizmada az da olsa 15 kadar mineral maddeye ihtiyaç duyulur. Mineral maddelerin vücut içindeki görevini üç başlık altında toplayabiliriz.

1) Vücut içindeki bir çok enzimin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısını oluştururlar. Bunlar demir (Fe) ve fosfor (P) gibi elementlerdir.

2) Kemiklerin ve dişlerin normal olarak gelişmesini sağlar. Bunlar için gerekli olan madensel maddeler, kalsiyum (Ca), fosfor (P) ve mağnezyum (Mg)

3) Vücut ve hücre sıvısının osmatik basıncını düzenler. Bunlardan hücre içi sıvıda Sodyum (Na), klor (CI), hücre dışı sıvıda potosyum (K), magnezyum (Mg) ve fosfor (P)

Mineraller, vitaminlerin ve diğer besin maddelerinin etkin bir şekilde kullanılmasını sağladıkları için insan sağlığı açısından da önemlidir ve yeterli miktarlarda alınmalıdırlar.

 Mineral çeşitleri, minerallerin faydaları.

Vücudun kendi kendine oluşturamadığı inorganik maddeler olan mineraller, vitaminler ile birlikte çalışarak vücutça en fazla ihtiyaç duyulan bölgelere etkin bir şekilde ulaşmalarını sağlarlar. Dolayısıyla insan vücudunun en az vitaminler kadar minerallere de ihtiyacı vardır.

Kan basıncında, kalp ritminde, kas fonksiyonlarında, vücuttaki sıvı dengesinin devamlılığında, üremede oldukça önemli rol oynayan mineraller ayrıca kan oluşumunu ve sağlıklı sinir fonksiyonları gelişimini de kontrol ederler.

Özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuklarda mineral eksiklikleri oldukça büyük sorunlara neden olabilmektedir:

Çinko: İnsan organizmasının büyüme ve farklılaşma gibi pek çok biyolojik sürecine katkı sağlayan çinkonun eksikliğinde çocuklarda bağışıklık sistemi yeterli derecede etkin olamadığı için multisistem hastalıkları görülebilir. Büyüme ve gelişme geriliği oluşabilir. Ayrıca ergenlik çağında ****** olgunluğa erişememe, enfeksiyonlara dayanıksızlık, iştahsızlık ve kilo alamama, öğrenme ve dikkat eksikliği, tat alma duyusunda bozukluk, akne, dermatit, saçlarda incelme ve dökülme gibi cilt sorunları yaşanabilir.

Demir: Eksikliğinin çocuklarda ve yetişkinlerde görülen en önemli sonucu anemi olarak da adlandırılan kansızlıktır. Kansızlığa bağlı olarak deri ve diğer dokuların renginin solukluğu, saç dökülmesi, kaşıntı, saç ve tırnaklarda çatlamalar görülebilir. Ayrıca kanın oksijen taşıma yeteneğinin düşmesi sonucu halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, yaraların zor iyileşmesi, dudak kenarlarında yaralar, yutma güçlüğü, soğuk intoleransı da yaşanabilir.

İyot: İyot eksikliğinde tiroid bezi, hormon üretebilmek için gereken iyotu daha iyi tutabilmek amacıyla hücrelerini büyütür. Guatr olarak adlandırılan bu hastalığı önlemede iyot, en önemli mineraldir.

Kalsiyum: Yeterince kalsiyum alınmaması durumunda vücut kemiklerde depolanan kalsiyumu kullanmaya başlar. Bunun uzun yıllar sürmesi halinde eğer eksilen kalsiyum yerine konmazsa kemikler güçsüzleşir ve kolay kırılır hale gelir. Çocukluk çağında raşitizmin en büyük nedeni kalsiyum eksikliğidir. Ayrıca kalsiyum emiliminin yeterli derecede yapılamaması çocukların diş yapılarında bozulmalara, diş eti sorunlarına yol açabilir. Saç ve tırnaklarda kırılmalar meydana gelebilir. Duyu kusurları, adalelerde seğirmeler, uyku bozukluğu ve dalgınlık yaşanabilir. Ağlama, hırçınlık ve iştahsızlığa neden olabilir.

Magnezyum: En yoğun olarak kalp, böbrek, beyin ve karaciğer gibi metabolizmalarda olduğu için, magnezyum vücudun enerji üretiminde çok önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla magnezyum yetersizliği birçok enzim sistemini etkiler ve metabolik sonuçları ortaya çıkarır. Halsizlik, iştahsızlık, huzursuzluk, uyku bozuklukları gibi genel belirtiler, öğrenme kapasitenin azalması, dalgınlık, hafıza zayıflığı ile beyin fonksiyonlarının etkilenmesi, kas seğirmeleri, titremeleri ve kalp çarpıntısı gibi problemler yaşanabilir. Yaşça daha küçük bebeklerde ise havale nedeni olabilmektedir.

Selenyum: Selenyum eksikliği, toprağın selenyum açısından zenginliği ile doğrudan bağlantılıdır. Selenyum açısından fakir topraklarda yaşayan ailelerin çocuklarının diğer çocuklara oranla daha yavaş büyümekte oldukları gözlemlenmiştir. Toprakları bu mineral açısından fakir yörelerde selenyumdan zengin yörelere oranla bazı kanser çeşitlerinin sık görülmesi söz konusudur. Eksikliğinde kas yapısında şiddetli bir zayıflık belirir, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyeti azalır. Çocuklarda selenyum eksikliği fetal kardiyomyopatiye neden olmaktadır.

Kükürt:Sağlıklı saç,cilt ve tırnaklar için gereklidir. Oksijen dengesinin muhafazasına yardımcı olur,bu da beyin fonksiyonları için çok önemlidir. Sülfür aynı zamanda B-grubu vitaminlerinin işlevlerini yerine getirmesine ve karaciğerde safranın salgılanmasına yardımcı olur.

Boron:Vücudumuzdaki ve kemiklerdeki kalsiyum,magnezyum ve fosforun muhafazası için gerekli olan bir mineraldir. Boron bu üç mineralin vücutta maksimum şekilde kullanılması ve muhafazasını sağlayan yardımcı mineraldir .

Fosfor:Sadece fizyolojik kimyasal reaksiyonlarda yer almakla kalmaz, aynı zamanda vücuttaki bütün hücrelerde bulunur. Normal kemik ve diş yapısı, kalp düzeni ve normal böbrek fonksiyonları için gereklidir.

Sodyum: Bu mineral sinir ve kas fonksiyonlarının devamı için çok önemlidir. Asıl görevi sıvı pompalanmasını sağlamak ve gıdaların hücre zarından geçişini sağlamaktır. Bol miktarda sodyum yüksek kan basıncına katkıda bulunur.

Potasyum:Hayati minerallerden biridir. Vücuttaki potasyumun yüzde 98'i hücre duvarlarının içinde bulunur. Potasyum, sodyumla birlikte vücuttaki su dengesinin sağlanmasına yardımcı olur ve gıdaların hücre içine geçişini sağlar. Potasyumun önemli görevlerinden biri de sinir sistemindeki mesajları iletmesidir. Beyne oksijenin gönderilmesi beyin için önemlidir. Her gün bu mineral vücutta kullanılır ve tekrar yeri doldurulur. Kalbimiz ve vücuttaki diğer kaslarımızın sağlıklı yapısını koruması potasyuma bağlıdır. Fazla şeker, diüretikler, laksatifler, fazla tuz, alkol ve stres bu mineralle birlikte vücuttan atılır.

 


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

proteinler

 

PROTEİNLER: Vücudun yapı taşlarıdır. Kemikler, kaslar, deri, sinirler, kısacası vücudun büyük bölümü proteinlerden oluşur. Yiyeceklerle alınan proteinler sindirim sırasında parçalanarak aminoasitlerine ayrışır ve vücut, bu aminoasit deposundan seçtiği uygun yapıtaşlarını yeniden bir araya getirerek kendi dokularını oluşturan proteinleri yapabilir. Protein açısından zengin olan başlıca hayvansal yiyecekler yumurta, et, balık, peynir ve süt, bitkisel yiyecekler ise ekmek, patates, fındık ve ceviz gibi kabuklu yemişler, bezelye, fasulye ve mercimektir.
1 gr protein 4 Kal'lik bir enerji sağlar. Günlük enerjinin %10-15'i proteinden gelmelidir. Beslenmemizde proteinden zengin besinlere ihtiyaçtan fazla tüketmek, yetersiz tüketmek kadar zararlıdır.

 


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970 ödev konuları içine
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

besinlerin gerekliliği

 

Besinlerin Gerekliliği

 
 Canlılık faaliyetlerinin devamı için hücrelerin enerjiye ihtiyacı vardır. Canlılar ihtiyaçları olan enerjiyi yedikleri besin maddelerinden sağlarlar. Vücudumuzdaki hücreler; büyüme, gelişme ve aşınan yerlerin onarılması faaliyetlerini sürdürür. Tüm bu olaylar için vücudumuz dışarıdan bazı maddeler almalıdır.
 
 Vücudumuzun canlılık faaliyetlerini devam ettirebilmesi için ihtiyaç duyduğu ve dışarıdan aldığı maddelere
besin, besinleri alıp yemeye de beslenme denir.
 Besinler sindirim organlarında hücre zarından geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılır ve kan yoluyla hücrelere taşınır. Hücreler besinleri çeşitli yaşamsal olaylarda kullanır. Her besin, hücrelerde değişik görevleri yerine getirir.
 
 Besinlerin bir kısmı bitkilerden elde edilir. Bitkilerden elde ettiğimiz besinlere bitkisel besinler denir. Patates, buğday, sebze ve meyveler bitkisel besinlerdendir.
 
 Et, yumurta, süt gibi besinler hayvanlardan elde edilir. Bu besinlere ise hayvansal besinler denir.
 Besinler vücudumuzda enerji verme, yapıcı onana olma ve düzenleyicilik yapma gibi görevleri yerine getirir. Besinleri vücudumuzdaki görevlerine göre aşağıdaki gibi gruplandırırız.
 
 
Enerji Verici Besinler: Karbonhidratlar, yağlar, proteinler
 
Yapıcı Onarıcı Besinler: Proteinler, yağlar, madensel tuzlar, su
 
Düzenleyici Besinler: Madensel tuzlar, su, vitaminler

 


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970 ödev konuları içine
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

bir ürünü alırken nelere dikkat etmeliyiz?

a)üretim ve son kullanma tarihine.

b)ambalajlı olmasına

c)ambalajın muntazam olmasına

d)ambalaj materyalinin sağlıklı olmasına

e)ambalaj içerisinde ürünün görünür olmasına ve görünüşüne

f)ilgili merciden üretim izninin olup olmadığına

g)içindekiler bölümündeki bilgilere (bileşimine katkı ve koruyucu madde içerip içermediğine)

h)markasına

ı)fiyatının uygun olmasına dikkat edilmelidir.

Eğer aldığımız ürün bozuk veya tarihi geçmiş çıkarsa,aldığımız yere geri iade edip,yenisini istemeliyiz.Eğer aldığınız kişi o ürünü geri almazsa tüketici haklarını koruyup,onları tüketici haklarını koruyan bir kuruma ihbar ediniz.


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970 ödev konuları içine
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

5. sınıf vitaminler ve mineraller hangi besinlerde bulunur?

 

A vitamini: Enfeksiyonlara karşı direnci arttırır normal büyüme, üreme, kemik ve diş gelişimi, görme için gereklidir. Cildin tırnakların ve saçların sağlıklı kalmasını sağlar. Diş ve dişetleri için büyük önem taşır .

Bulunduğu besinler:
Kayısı,kuşkonmaz,maydanoz,ıspa nak, havuç,kereviz, marul, portakal, erik, domates

D vitamini:
İnce bağırsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar.

Bulunduğu besinler:Balık yağı, balık, yumurta, tereyağı, karaciğer, et, sebzeler, güneş

E vitamini :Antioksidan etkilidir. Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor Yaşlı kişilerde bağışıklık sistemini güçlendirir. Hücrelerin daha uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar .

Bulunduğu besinler:Buğday, tohumlu besinler, soya fasülyesi yağı, arı sütü, ceviz, marul, tere, kereviz, maydanoz, ıspanak, lahana, mısır yağı, mısır, yulafta


K vitamini :Karaciğere gelen Kvitamini burada üretilen bazı pıhtılaşma faktörlerinin yapımında rol alır. Kvitamini takviyesi yanlızca kanamalı hastalarda verilir.

Bulunduğu besinler:Ispanak,kabak, marul, yeşil domates, yeşil biber, inek sütü, peynir, tereyağı, yumurta, kırmızı et, pirinç, karaciğer, mısır, muz, şeftali, çilek


B1 vitamini :
Kasların ve sinir sisteminin faliyeti için gereklidir.Yetersizliğinde iştahsızlık, huzursuzluk, bellek zayıflığı ve dikkat azalması görülür.

Bulunduğu besinler:Buğday, kepek, bira mayası, taze sebze meyve, koyun eti, sığır eti, balık eti, yumurta, süt


B2 vitamini :Eksikliğinde dilde kızarma, yanma hissi, ağız çevresi ve dudaklarda kızarma, tahriş, çatlaklar, gözlerde kaşıntı, yanma hissi, katarakt oluşumu, saçların dökülmesi, çocuklarda büyüme yavaşlaması, kilo kaybı, sindirim sorunları oluşur .

Bulunduğu besinler: Karaciğer, böbrek, buğday unu, patates, et, süt, yumurta, peynir, kepek, yeşil sebzeler, havuç, fındık, yer fıstığı, mercimek

B3 vitamini: Yetersiz beslenme sonucu deriyi sinir sistemini tutan pellegra adlı hastalık ortaya çıkar. Hücrelerin oksijeni kullanabilmeleri için gereklidir. Midede sindirimin temel taşları olan asitlerin üretimini sağlar.

Bulunduğu besinler: Bira mayası, kepek, yer fıstığı, sakatat, kırmızı et, balık, buğday, baklagiller, un, yumurta, süt, limon, kabak, incir, portakal, hurma

B5 vitamini doğada bol olduğu için eksikliğine rastlanmaz. Ayrıca bir miktar bağırsaklarda da yapılmaktadır. Eksikliği kan şekerinde düşme, ellerde titreme, kalp çarpıntıya neden olur .

Bulunduğu besinler: Karaciğer, kırmızı et, tavuk, yumurta, ekmek, sebzeler

B6 vitamini :Sinir sistemi ve hormonların çalışmasını düzenler.Vücudun savunmasında antikor ve akyuvar oluşumunda rol oynar. Eksikliğinde migren tipi baş ağrısı, kansızlık, ciltte kuruluk, görme problemleri, uyuşukluk, adele zayıflığı ve krampları oluşur .

Bulunduğu besinler: Karaciğer, böbrek, kırmızı et, balık, yumurta, ekmek, sebzeler

B11 vitamini :
Kırmızı kan hücreleri ve sinir dokularının oluşumunda aktif rol oynar. Hücre bölünmesi için gereklidir. Bu etkisi ile büyümeyi de sağlar. Anne karnındaki bebeğin sinir sisteminin gelişimi için de gereklidir. Eksikliğinde iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, unutkanlık, çarpıntı gibi bazı kalp sorunları oluşabilir .

Bulunduğu besinler:
Karaciğer, böbrek, kırmızı et, ıspanak, marul, yumurta, ekmek, portakal, muz

B12 vitamini :Besinlerle veya sigara gibi alışkanlıklarla vücuda giren siyanürü etkisiz hale getirir. Eksikliğinde dilde hassasiyet, şişme, kızarma, hayal görme, depresyon, adalelerde kasılmalar, sinir iltihaplarına bağlı olarak el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma şikayetleri oluşur .

Bulunduğu besinler: Karaciğer, yürek, böbrek, kırmızı et, tavuk, balık, süt, peynir, yumurta

C vitamini :Vücudumuz C vitaminini üretemez bitkiler ve bazı hayvanlar bu vitamini üretebilmektedir. Besinlerle alınan vitamin 2 saat içersinde kullanılır 4 saat sonunda kandan uzaklaşır. Yaraların iyileşmesini, damarların sağlıklı olamalarını sağlar.Vücudun savunma sistemini artırıcı etkisi vardır. Histamin yapımını azaltarak allerjik olayların şiddetini düşürür. Eksikliğinde diş eti kanamaları ve çekilmeleri olur.

Bulunduğu besinler: Siyah üzüm, narenciye, çilek, kavun, karpuz, yeşil biber, maydanoz, brokoli, havuç, soğan, bezelye


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

5.sınıf dünya,güneş ve ay nedir?şekil ve büyükleri,geçmişteki görüşler

 

Güneş, Dünya ve Ay

Güneş, Dünya ve Ay

Bulutsuz bir günde gökyüzüne baktığımızda Güneş’i, gece ise Ay ve yıldızları görürüz. Güneş, Dünya, Ay ve bütün yıldızlar uzay adı verilen sonsuz bir boşluk içinde bulunmaktadır. Günümüzde Güneş, Dünya ve Ay’ın küreye benzediğini biliyoruz.

Geçmişte insanlar Güneş, Dünya ve Ay’ın şekilleri hakkında değişik görüşler ortaya atmışlardır. Anaximenes’e göre (M.Ö. 585-525) Dünya düz bir tepsi gibi olup hava içinde yüzer, Güneş ise ince bir yaprak gibi gökyüzünde hareket edermiş. Mısırlı bilim adamları da Dünya’nın tepsi biçiminde olduğunu, ortasında verimli bir çukurluk çevresinde yüksek dağlar olduğunu ve bu tepsinin suda yüzdüğünü ortaya aymışlar.

Yukarıdaki düşüncelerden de anlaşıldığı üzere insanlar meraklarını gidermek amacıyla sürekli araştırmalar yapmışlardır. Bilim insanları, uzay ve gök cisimlerinin gizemini çözmek amacıyla gözlem evleri kurmuş, teleskopu icat etmişlerdir. Teleskop, gök cisimlerini gözlemek amacıyla kullanılıp Güneş, Dünya ve Ay’ın bilinmeyen birçok yönünü çözmemizi sağlamıştır.

• GÜNEŞ: Çok sıcaktır ve yanmakta olan gazlardan oluşan ateşten bir topa benzer. Çok güçlü bir ısı ve ışık kaynağıdır. Güneşin güçlü ışığı gözlerimiz için çok zararlıdır. Bu nedenle hiçbir zaman güneşe çıplak gözle, özellikle de teleskop ve dürbün ile bakılmamalıdır.

• DÜNYA: Güneşin çevresinde dolanan bir gezegendir. Dünyanın katmanlardan oluşan bir küreye benzediğini dördüncü sınıfta öğrenmiştik.

• AY: Küre biçiminde bir gök cismidir. Ay’dan gelen ışığın kaynağı Güneş’tir. Ay’ın kendi ışığı yoktur. Bu nedenle dürbün ve teleskopla bakılabilir.

Yapılan gözlemlere göre, Ay’ın çapını 1 birim olarak kabul edersek Dünya’nın çapı 4 birim, Güneş’in çapı ise 400 birimdir. Diğer bir ifade ile Güneş’in çapı: Dünya’nın çapının 100, Ay’ın çapının ise 400 katıdır.

Ay, Dünya’dan yaklaşık 348 bin km uzaklıkta, Dünya’ya en yakın gök cismidir. Güneş ise çok uzaktadır. Güneş, Dünya’ya Ay’dan 400 kez daha uzaktadır. Güneş, Ay’dan çok büyük olmasına rağmen, Dünya’ya olan uzaklıklarının farklı olması nedeniyle aynı büyüklükteymiş gibi görünür. Camdan dışarı baktığınızda uzaktaki bir arabayı, yakındaki bir arabadan daha küçük görürsünüz. Çünkü cisimler uzaklaştıkça gerçek boyutlarından daha küçük görünürler. Aslında gerçekte aralarında bu kadar büyüklük farkı yoktur. Siz de benzer örnekler verebilir misiniz?


Gece ve Gündüz Nasıl Oluşur?

Çok eskiden insanlar gökyüzündeki Güneş ve Ay’ın, Dünyanın çevresinde döndüğüne inanılırdı. Günümüzde ise Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir.




Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.

Bu durumda sizce gündüz nasıl geceye, gece nasıl gündüze dönüşür?

Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.




 


Konuşmalarımızda “Güneş doğdu.” , “Güneş battı.” sözlerini sıkça kullanırız. Bu sözlerden ne anlıyorsunuz?

• Dünya’nın, kendi etrafındaki dönüş hareketinin yönü batıdan doğuya doğrudur.
• Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüşünü tamamladığı süreye bir gün adı verilir.
• Bir günlük süre içinde bir kez gündüz, bir kez gece olur.
• Dünya’nın ışık alan bölümlerinde gündüz, ışık almayan bölümlerinde ise gece yaşanır.
• Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır.
• Saat ise insanların, Dünya’nın bu hareketini tamamladığı bir günlük süreyi, 24 zaman dilimine ayırmasıyla oluşturduğu bir zaman süresidir.
• İnsanlar bir günlük süreyi 24 saat kabul etmişlerdir.

Tarih boyunca insanlar, zamanı gittikçe daha küçük parçalara bölüp ölçmüşlerdir. Zamanı günlere bölmek tarlalarda çalışanlar ve avcılar için önemliydi. Sonraları, fabrikada çalışanlar için ücretlerini belirlemede saatler ön plana çıkmıştır. Günümüzde ise bilim adamları, dakika, saniye ve daha küçük zaman dilimleri kullanmaktadır. Tüm bu ölçüler, dönemin şartlarına göre değişim göstermektedir. Saat, dakika, saniye ve diğer ölçüler, insanlar tarafından şartlara göre belirlenmiştir
 

 

 

 




Güneş mi Yoksa Dünya mı Hareket Ediyor?

Hepiniz çeşitli taşıtlarla yolculuk etmişsinizdir. Hızlı hareket eden bir otomobilde ya da trende yolculuk yaparken yol kenarındaki ağaçlar ve telefon direkleri, hızla hareke ediyorlarmış gibi görünür. Oysa siz hareketli, ağaçlar ve direkler ise hareketsizdir.

Dünya dönmekte ve Güneş’in etrafında dolanmaktadır. Buna rağmen biz, bunu hissetmez; yeryüzü sabit, Güneş’i hareketliymiş gibi hissederiz.

Artık biliyoruz ki hareket eden Güneş değil, Dünya’dır. Güneş’i hareketliymiş gibi hissetmemizin nedeni ise Dünya’nın kendi etrafında dönmesidir.

Dünya’mızın hareketlerini bir topacın dönüşüne benzetebiliriz. Topaç kendi ucunda dönerken zemin üzerinde de daireye benzer bir yol üzerinde dolanır.
Dünya’mızın Güneş etrafındaki hareketi de, topacın dönerken yerdeki dolanımına benzer. Dünya kendi çevresinde dönerken bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır.
Dünya bu dolanımını ne kadar sürede tamamlar?



Aşağıdaki resimde Dünya’nın Güneş’in çevresindeki dolanımını görüyorsunuz.

 

 




• Dünya, kendi etrafında dönerken aynı zamanda güneşin çevresinde de dolanır.
• Bu dolanımı hayali bir çizgi üzerinde gerçekleştirir.
• Dünya’nın Güneş etrafındaki dolanımına dönme ya da devir adı verilir.
• Dünya, Güneş etrafındaki bir tam dolanımını 365 günde tamamlar
.
• Bu süreye 1 yıl adı verilir.

Gün ve yıl, Dünya’nın hareketleri sonucu oluşan zaman dilimleridir. Dünya’nın Güneş etrafındaki bir tam dönüşünü tamamlamasıyla oluşan bir yıllık süre, insanlar tarafından ay ve hafta gibi zaman dilimlerine ayrılmıştır.


AY’IN HAREKETLERİ

Ay’ın Dünya ve Güneş’ten çok küçük olduğunu, Dünya’dan bakıldığında yaklaşık olarak Güneş’le aynı büyüklükte göründüğünü öğrendik. Çünkü Ay, Dünya’ya en yakın gök cismidir. Bu yüzden diğer gök cisimlerinden büyükmüş gibi gözükür.

Bulutsuz gecelerde Ay’ı değişik şekillerde görebiliriz. Ay’ı görebildiğimize göre Ay’dan gözümüze ışık gelmektedir. Oysa Ay bir ışık kaynağı değildir. Size göre Ay’dan gelen ışığın kaynağı nedir?

Dünya’mız gibi Ay’ın da hareketleri vardır.

1. Kendi etrafında döner.

2. Dünya’nın etrafında dolanır.

3. Dünya ile birlikte Güneşin etrafında dolanır.



 

 

 

 

 

Alican Gözlem Yapıyor…

Meraklı Alican Ay’ın evrelerini merak etmiş. Her akşam oturup teleskopuyla Ay’ı gözlemlemiş.

Günler birbirini takip etmiş. Ay’ı hep farklı şekillerde gözlemlediği için Ay’ın farklı evrelerinin olduğunu anlamış.

Ama bu gözleminde bir şey dikkatini çekmiş. Her gece ayın hep gülen yüzünü görüyormuş. Bir gün bile Ay’ın arka tarafını görememiş. Bunun nedenini araştırmaya karar vermiş.

 

 

 

 

 


Ay da Dünya gibi kendi etrafında döner. Ay’ın kendi etrafındaki bir tur dönme süresi ile Dünya etrafındaki bir tur dolanma süresi birbirine eşittir. Bu süre 28 gündür. Bu zamanların eşit olması nedeniyle Ay’ın hep aynı yüzü görülür. Arka yüzü hiçbir zaman görünmez. İki arkadaş yüz yüze durduğunuzu düşünün. Arkadaşınız kendi etrafında dönerken aynı zamanda sizin etrafınızda dolansın. Çevrenizde dolanıp bir tur attığında yüzünün yine size dönük olması bu durum ile aynıdır.
Ay’ın ışığını Güneş’ten aldığını öğrenmiştik. Bazen Ay’ı göremeyebiliriz. Eğer Ay’ın Dünya’ya bakan tarafı güneş ışığını almıyorsa onu gözlemleyemeyiz.







Ay’ın görünümleri, 28 günlük dönme hareketi süresince değişen ve tekrarlanan doğa olayıdır.
Dünya’dan bakıldığında Ay’ın Dünya çevresindeki dolanım süresince, görünümünde düzenli değişmeler vardır. Ay’ın görünüşünde belirli aralıklarla tekrarlanan bu değişikliklere Ay’ın evreleri adı verilir. Ay’ın dört ana evresi vardır:






Ay’ın evreleri; Dünya’nın kendi çevresindeki hareketi ile, Ay’ın Dünya etrafındaki dolanımı sonucu oluşur.
6.sayfadaki resimde, Güneş’in Dünya ve Ay’ı nasıl aydınlattığını görüyorsunuz. Resmi inceleyiniz.




Defalarca Ay’a bakmışsınızdır. Peki gördüğünüz şekiller aşağıdaki şekillere benziyor muydu?
Öğrendiğiniz evrelerin şekillerini gösteriniz. Hangi şekil hangi evreyi temsil ediyor?





Ay’ın bu dört ana evresinin dışında farklı şekillerin de olduğunu görüyoruz. Bu ara evrelerin isimleri şekillerinden de anlaşılacağı gibi hilal evresi ve şişkin evredir. Yukarıdaki şekil üzerinde bu evreleri de gösterebilir misiniz?

 

Dünyamızın şekli nasıldır?

Dünyamızın yuvarlak olduğunu nasıl ispatlarız?

 

Güneş, Dünya ve Ay

Güneş, Dünya ve Ay

Bulutsuz bir günde gökyüzüne baktığımızda Güneş’i, gece ise Ay ve yıldızları görürüz. Güneş, Dünya, Ay ve bütün yıldızlar uzay adı verilen sonsuz bir boşluk içinde bulunmaktadır. Günümüzde Güneş, Dünya ve Ay’ın küreye benzediğini biliyoruz.

Geçmişte insanlar Güneş, Dünya ve Ay’ın şekilleri hakkında değişik görüşler ortaya atmışlardır. Anaximenes’e göre (M.Ö. 585-525) Dünya düz bir tepsi gibi olup hava içinde yüzer, Güneş ise ince bir yaprak gibi gökyüzünde hareket edermiş. Mısırlı bilim adamları da Dünya’nın tepsi biçiminde olduğunu, ortasında verimli bir çukurluk çevresinde yüksek dağlar olduğunu ve bu tepsinin suda yüzdüğünü ortaya aymışlar.

Yukarıdaki düşüncelerden de anlaşıldığı üzere insanlar meraklarını gidermek amacıyla sürekli araştırmalar yapmışlardır. Bilim insanları, uzay ve gök cisimlerinin gizemini çözmek amacıyla gözlem evleri kurmuş, teleskopu icat etmişlerdir. Teleskop, gök cisimlerini gözlemek amacıyla kullanılıp Güneş, Dünya ve Ay’ın bilinmeyen birçok yönünü çözmemizi sağlamıştır.

• GÜNEŞ: Çok sıcaktır ve yanmakta olan gazlardan oluşan ateşten bir topa benzer. Çok güçlü bir ısı ve ışık kaynağıdır. Güneşin güçlü ışığı gözlerimiz için çok zararlıdır. Bu nedenle hiçbir zaman güneşe çıplak gözle, özellikle de teleskop ve dürbün ile bakılmamalıdır.

• DÜNYA: Güneşin çevresinde dolanan bir gezegendir. Dünyanın katmanlardan oluşan bir küreye benzediğini dördüncü sınıfta öğrenmiştik.

• AY: Küre biçiminde bir gök cismidir. Ay’dan gelen ışığın kaynağı Güneş’tir. Ay’ın kendi ışığı yoktur. Bu nedenle dürbün ve teleskopla bakılabilir.

Yapılan gözlemlere göre, Ay’ın çapını 1 birim olarak kabul edersek Dünya’nın çapı 4 birim, Güneş’in çapı ise 400 birimdir. Diğer bir ifade ile Güneş’in çapı: Dünya’nın çapının 100, Ay’ın çapının ise 400 katıdır.

Ay, Dünya’dan yaklaşık 348 bin km uzaklıkta, Dünya’ya en yakın gök cismidir. Güneş ise çok uzaktadır. Güneş, Dünya’ya Ay’dan 400 kez daha uzaktadır. Güneş, Ay’dan çok büyük olmasına rağmen, Dünya’ya olan uzaklıklarının farklı olması nedeniyle aynı büyüklükteymiş gibi görünür. Camdan dışarı baktığınızda uzaktaki bir arabayı, yakındaki bir arabadan daha küçük görürsünüz. Çünkü cisimler uzaklaştıkça gerçek boyutlarından daha küçük görünürler. Aslında gerçekte aralarında bu kadar büyüklük farkı yoktur. Siz de benzer örnekler verebilir misiniz?


Gece ve Gündüz Nasıl Oluşur?

Çok eskiden insanlar gökyüzündeki Güneş ve Ay’ın, Dünyanın çevresinde döndüğüne inanılırdı. Günümüzde ise Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir.




Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.

Bu durumda sizce gündüz nasıl geceye, gece nasıl gündüze dönüşür?

Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.




 


Konuşmalarımızda “Güneş doğdu.” , “Güneş battı.” sözlerini sıkça kullanırız. Bu sözlerden ne anlıyorsunuz?

• Dünya’nın, kendi etrafındaki dönüş hareketinin yönü batıdan doğuya doğrudur.
• Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüşünü tamamladığı süreye bir gün adı verilir.
• Bir günlük süre içinde bir kez gündüz, bir kez gece olur.
• Dünya’nın ışık alan bölümlerinde gündüz, ışık almayan bölümlerinde ise gece yaşanır.
• Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır.
• Saat ise insanların, Dünya’nın bu hareketini tamamladığı bir günlük süreyi, 24 zaman dilimine ayırmasıyla oluşturduğu bir zaman süresidir.
• İnsanlar bir günlük süreyi 24 saat kabul etmişlerdir.

Tarih boyunca insanlar, zamanı gittikçe daha küçük parçalara bölüp ölçmüşlerdir. Zamanı günlere bölmek tarlalarda çalışanlar ve avcılar için önemliydi. Sonraları, fabrikada çalışanlar için ücretlerini belirlemede saatler ön plana çıkmıştır. Günümüzde ise bilim adamları, dakika, saniye ve daha küçük zaman dilimleri kullanmaktadır. Tüm bu ölçüler, dönemin şartlarına göre değişim göstermektedir. Saat, dakika, saniye ve diğer ölçüler, insanlar tarafından şartlara göre belirlenmiştir
 

 

 

 




Güneş mi Yoksa Dünya mı Hareket Ediyor?

Hepiniz çeşitli taşıtlarla yolculuk etmişsinizdir. Hızlı hareket eden bir otomobilde ya da trende yolculuk yaparken yol kenarındaki ağaçlar ve telefon direkleri, hızla hareke ediyorlarmış gibi görünür. Oysa siz hareketli, ağaçlar ve direkler ise hareketsizdir.

Dünya dönmekte ve Güneş’in etrafında dolanmaktadır. Buna rağmen biz, bunu hissetmez; yeryüzü sabit, Güneş’i hareketliymiş gibi hissederiz.

Artık biliyoruz ki hareket eden Güneş değil, Dünya’dır. Güneş’i hareketliymiş gibi hissetmemizin nedeni ise Dünya’nın kendi etrafında dönmesidir.

Dünya’mızın hareketlerini bir topacın dönüşüne benzetebiliriz. Topaç kendi ucunda dönerken zemin üzerinde de daireye benzer bir yol üzerinde dolanır.
Dünya’mızın Güneş etrafındaki hareketi de, topacın dönerken yerdeki dolanımına benzer. Dünya kendi çevresinde dönerken bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır.
Dünya bu dolanımını ne kadar sürede tamamlar?



Aşağıdaki resimde Dünya’nın Güneş’in çevresindeki dolanımını görüyorsunuz.

 

 




• Dünya, kendi etrafında dönerken aynı zamanda güneşin çevresinde de dolanır.
• Bu dolanımı hayali bir çizgi üzerinde gerçekleştirir.
• Dünya’nın Güneş etrafındaki dolanımına dönme ya da devir adı verilir.
• Dünya, Güneş etrafındaki bir tam dolanımını 365 günde tamamlar
.
• Bu süreye 1 yıl adı verilir.

Gün ve yıl, Dünya’nın hareketleri sonucu olu


Eklendi: 12:00, Perşembe, Ocak 1, 1970
Yorum (0) | yorum ekle | Bağlantı

Derse Motive Olmak

 

Dikkâtimizin dağılması sebebiyle çalışma verimimizin düşmesi hem ders başında geçen sürenin uzamasına hem de size zevk veren etkinliklere daha az zaman ayırmanıza yol açar. Bu daha büyük boyutlara varırsa sizin okuldan ve eğitimden soğumanıza yol açar.

Zihnin dağılmasına yol açan sebepler:

İçsel faktörler:

·         Hayal kurmak: Çalışmayı sürdürememenin önemli nedenlerinden birisi de kendinizi hayal dünyasından kurtaramamanızdır. Bunun için ne yapabilirsiniz, hayal kurmayı nasıl önleyebilirsiniz?

1.       Birincisi böyle bir durumla karşılaştığınızda kurmak istediğiniz hayali kendinize bir ödül olarak verin. “Bu ders saatimi tamamlarsam on dakika hayal kuracağım” gibi. Eğer iç disiplini kuvvetli bir öğrenciyseniz çalışma motivasyonunuz artacaktır. Bu taktirde çalışma zamanınızı tamamladıysanız kendinize on dakikalık bir zaman verip zevkle ödülünüzü uygulayabilirsiniz.

2.       Ders çalışırken hayale dalarsanız ve ödül yöntemini uygulayamazsanız ikinci önerimiz, hayale devam edin sonuna kadar hayalinizi kurun ve hayalinizi bitirin. Bu hayalinizi önlemenin tek yoludur.

3.       Bu da olmuyorsa 5-10 dakika gibi bir süre derse dönemediğinizi hissediyorsanız yerinizden kalkın, yürüyün, hafif fizik egzersiz yapın ve kendinizi, zihninizi değiştirin.

28

·         Endişeler: Zihnin dağılmasına yol açan başka bir sebep de endişelerdir.

“Bu sınavda başarılı olabilecek miyim?”

“Ya başaramazsam annemin, babamın yüzüne nasıl bakarım?”

“Arkadaşlarım benden  çok çalıştı. Ben tam hazırlanamadım.”

“Bu iş olmayacak, yapamayacağım.”

“Çalışacak çok konu var. Nasıl bunları yetiştireceğim? Bittim, hapı yuttum!”

Bunlar ve buna benzer düşünceler önemli bir sınava hazırlanırken her öğrencinin zihnini meşgul eder. Ancak bu noktada basite indirgenmiş bir formül olarak kendinize şu soruları sormanızı öneririz:

Bu düşünceler benim çalışmamı kolaylaştırıyor mu?

Bu düşünceler amacıma hizmet ediyor mu?

Bu düşünceler bana yardımcı oluyor mu? 

Bu sorulara verilecek cevaplar hayır olduğundan yapılacak olan bu düşüncelerden uzaklaşıp çalışmaya yönelmektir.

Dışsal Faktörler

·         Posterler:

·         Yatarak/uzanarak çalışma:

Yatarak çalışma vücut kaslarını gevşeteceğinden uykunun gelmesine neden olur. Çünkü uyku ve uyanıklıktan sorumlu anatomik yapılar beyin sapındadır. Kas geriliminin belirli bir düzeyde olması ve kaslardan bu yapılara mesajların gitmesi uyanıklığı sağlar. Eğer kas gerilimi belirli bir düzeyin altına düşerse, beyin sapına gönderilen mesajlar bu defa uykuyu başlatan maddelerin salgılanmasına yol açar. Böylece öğrenmek için gerekli dikkâtin ön şartı olan uyanıklık bozulmuş olur.

Ders çalışmak için  en uygun durum, çok yumuşak olmayan  bir sandalyede dik olarak oturmak ve kolları bir masa ya da sıraya yaslamaktır.

·         Müzik dinleyerek çalışma:

Yapılan araştırmalara göre insan beyni aynı anda bir çok uyaranı alabilir ancak dikkâtini tek bir uyaran üzerine odaklayabilir. Kısaca dikkât sadece tek noktada toplanabilir. “Ya müzik dinlemek ya ders çalışmak”

Bir çok öğrenci  “Ben çalışmaya koyulduğum zaman müziği duymuyorum” der. Bu ifade yukarıda anlatılanların doğruluğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca kişi dinlemediği halde geri planda devam eden müzik gerginlik ve yorgunluk yaratır,çalışma veriminin düşmesine yol açar. Ancak harita, resim....gibi konuları çalışırken müzik dinlemenin sakıncası yoktur. 

·         Televizyon:

Müzik için anlatılanların hepsi televizyon için de geçerlidir. Sınava hazırlanan öğrenciler için zaman kaybına neyin yol açtığı araştırıldığında listenin en başında televizyon gelmektedir. Televizyonun düğmesine basıncaya veya televizyonlu odaya girinceye kadar kontrol sizin elinizdedir. Televizyonun düğmesine bastığınız veya açık bulunduğu odaya girdiğiniz andan itibaren kontrol sizin elinizden çıkar ve televizyon sizi esir alır. Bu nedenle televizyon izlemeyi günlük programınız içindeki herhangi bir saat içine alarak televizyonun zararlı etkisinden kurtulabilirsiniz.

·         Telefon görüşmeleri:

Çalışırken aklına gelen bir şeyi söylemek veya dersle ilgili bir soruyu yöneltmek için telefon başına gitmek çok sık rastlanan bir durumdur. Ders çalışma seansınızı tamamlamadan hiçbir şekilde kimseyi aramayın. Ders için bir şey soracak dahi olsanız bunu dinlenme aralığına erteleyiniz. Eğer bir arkadaşınız sizi ararsa onu dinlenme aralığında arayacağınızı söyleyin. Aslında buradaki amaç şudur: sizi günlük programınızı uygulamaktan hiçbir sebep alıkoyamaz inancının yerleşmesidir.

Ayrıca ders çalışma sırasında yeme içme, gezme, herhangi bir şeylerle ilgilenme dikkati dağıtır.

Bu isteklerinizi erteleyin ve kendinize ödül olarak koyun. Çünkü ders çalışmanıza ara vermenize sebep olan her durum ve davranış çalışma programınızı uygulama kararınızla çelişiyor  ve çalışmanızı engelliyor demektir.

Çalışmayı engelleyen diğer faktörler:

§         Çalışılması gereken diğer şeyleri düşünmek

§         Açlık, aşırı tok olmak

§         Yorgunluk

§         Arkadaşlar.(hayır demesini öğrenmek)

Neden yapılacakları erteliyoruz?

1)  Korku

2)  Çok fazla iş

3)  Mükemmeliyetçilik

4)  Dikkati toplayamama

Ne yapmalı:

1)       Ertelemeye nasıl başlandığının saptanması ve değiştirilmesi

2)       Programlı çalışma

3)       Amaçlar ve öncelikler listesini oluşturma

4)       İç disiplini sağlama

5)       Çalışma ve dinlenmeye zaman ayırma

6)       Kendi kendimizi ödüllendirme


 

DİKKAT STRATEJİLERİ

Öğrenme etkinliklerinin birincisi dikkatin öğrenilecek konuya çekilmesidir. 

 

A)    Altını Çizme:

Anahtar sözcüklerin ve temel fikirlerin altını çizme dikkatin öğrenilecek konu üzerine çekilmesinde oldukça etkilidir.

Altını çizme dikkatin önemli nokta üzerinde toplamasını sağlamakla birlikte bu stratejinin küçük yaşlarda kullanılmadığı gözlenmiştir. Çünkü küçük çocuklar önemli bilgiyi yeterince ayırt edemedikleri için bu stratejiyi etkili olarak kullanamamaktadırlar.

Altını çizme stratejisinin etkili olarak kullanılabilmesi için önemli bilgiyi önemsiz bilgiden ayırt etmek gerekmektedir. Önemli bilgiyi önemsiz bilgiden ayırmak ise bilgiyi anlamayı gerektirmektedir. Bu nedenle konu iyice okunup anlaşılmalıdır.

Altını çizmenin yaraları:

·        Dikkati öğrenilecek konu üzerine yoğunlaştırır.

·       

Kişinin sahip olduğu bilgi birikimi ile öğreneceği yeni bilgi arasında ilişki kurmasını sağlar. Özellikle önemli bilgiyi önemsiz bilgiden ayırt etmede oldukça etkilidir.

Öğrenciler öğrenmeye gereksinim duydukları konulara dikkatlerinin daha kolay yönlendirebilirler. Bunun için öğrenmek istedikleri konu hakkında film, video, belgesel, gazete, dergi gibi konular takip edilir.

 

Öneri: öğrenmeye karşı istekliliğinizi arttırın, öğrenmeden zevk almak için araştırın, araştırma zevkini yaşayın.

 

B)    Öğrenme Hedeflerine Sahip Olma:

Ne öğrenileceğinden haberdar olmak dikkatin öğrenilecek konu üzerine çekilmesinde oldukça etkili bir faktördür .

C)    Metnin Kenarına Not Alma

Metnin kenarına not alınan açıklama ve işaretler öğrenci için bir bakıma ikinci okumada paragrafla ilgili bir organize edici bir bilgi niteliğini taşır.

 

Metinin kenarına alınan not ya da işaret türleri:

ü      Bilinmeyen sözcükleri daire içine alma

ü      Önemli fikri belirtmek için satırın yanına yıldız koyma

ü      Anlaşılmayan ya da tutarlı olmayan cümlenin ya da paragrafın yanına soru işareti koyma

ü      Soru olarak sorulabileceği düşünülen ifadelerin yanına işaretler koyma ( ?? *** ! & )

ü      Paragrafı özetleyen cümleyi gösteren işaretler

ü      Benzerlik ve farklılıkları bulma ve işaretleme


 

ANLAMAYI KOLAYLAŞTIRAN STRATEJİLER

 

A)  ÖZETLEME

Öğrencinin yazılı materyali özetlemesi etkili çalışma ya da öğrenme stratejilerinden birisidir. Yapılan araştırmalar özetlemenin bilgiyi kavrama konusunda oldukça etkili olduğunu ortaya koymuştur.

Özetleme öğrencinin bilgiyi anlamlandırmasına ve uzun süreli belleğe anlamlı olarak yerleştirilmesine yardım etmektedir. Çünkü özetleme öğrenciyi:

·        

Anlamak için okumaya,

·         Önemli fikirleri ayırt etmeye.

·         Bilgiyi kendi sözcükleriyle ifade etmeye yönlendirmektedir.

Özetleme için gereken temel beceriler